Genel Başkan Ergün Atalay, Uluslararası Çalışma Örgütünün (ILO), her yıl Haziran ayında İsviçre’nin Cenevre kentinde gerçekleştirdiği 114. Uluslararası Çalışma Konferansı’nda Türkiye işçi delegesi olarak genel kurula hitap etti. Konuşmayı Youtube kanalımızdan ve haberin içinden erişebilirsiniz.

Türkiye İşçi Delegesi Ergün Atalay’ın 114’üncü Uluslararası Çalışma Konferansı Kapsamında 3 Haziran 2026 Çarşamba Günü Genel Oturumda Yaptığı Konuşma
Sayın Başkan, Değerli Delegeler,
114. Uluslararası Çalışma Konferansına katılan tüm temsilcileri saygıyla selamlıyorum.
Bu yıl çalışma hayatının sorunlarının yanında; insanlığın vicdanını, adalet duygusunu, barışı ve ortak geleceğimizi de konuşuyoruz.
Dünya insanlık açısından son derece zorlu bir dönemden geçmektedir.
Savaşlar, bölgesel çatışmalar, ekonomik krizler, yoksulluk ve eşitsizlik derinleşmektedir.
Bir tarafta teknoloji, yapay zekâ ve dijital dönüşüm konuşuluyor.
Diğer tarafta çocukların, kadınların ve sivillerin bombalar altında yaşam mücadelesi verdiği bir dünyaya tanıklık ediyoruz.
Barışı ve insan haklarını korumak amacıyla kurulmuş uluslararası kuruluşlar, büyük insani felaketler karşısında etkisiz kalmaktadır.
Bizler de yıllardır burada aynı şeyleri tekrar etmekten bir adım öteye gidemiyoruz.
Uluslararası hukuk ve sözleşmeler hala yürürlüktedir.
Ancak, yaşanan acılar karşısında bu kuralların insanları koruyamadığı açık biçimde ortadadır.
Bugün ne yazık ki hukuk; güçlülerin ürettiği ve kendi çıkarlarına göre şekillendirip dayattığı bir araç haline dönüşmüştür.
Oysa hukuk; gücün yanında duran değil, adaletsizlik karşısında mazlumu, haklıyı ve insan onurunu savunan evrensel bir güvence olmalıdır.
Adaletin kişilere, ülkelere ve güç odaklarına göre farklı uygulanması devletler arasındaki güveni hızla tüketmektedir.
Uluslararası sistemin inandırıcılığını ve insanlığın ortak geleceğine olan inancını yok etmektedir.
Orta Doğu’da devam eden savaşlar bunun en çarpıcı örneklerinden biridir.
Silah tüccarları büyük kazançlar elde ederken; kadınlar, çocuklar ve bebekler hayatını kaybetmekte, şehirler, fabrikalar, işyerleri yıkılmakta, aileler yok olmaktadır.
Gazze’de yaşananlar insanlığın ortak vicdanını derinden yaralamıştır.
Daha da üzücü olan, bütün bunlar yaşanırken, dünyanın önemli bir bölümünün sessiz kalmasıdır.
Eğer uluslararası toplum barışı, hukuku ve insan onurunu korumakta bu şekilde sessiz ve yetersiz kalırsa, dünyayı daha büyük krizler beklemektedir.
Değerli Delegeler,
Bu yıl Konferansımızın gündeminde yer alan sosyal diyalog, platform ekonomisi ve eşitlik konuları çalışma hayatının geleceği açısından büyük önem taşımaktadır.
Dijital dönüşüm beraberinde ciddi güvencesizlik sorunlarını da getirmektedir.
Bizim için esas olan; geçici ve güvencesiz çalışma modellerinin sona ermesidir. Güvenceli, sürekli ve insan onuruna yakışır işlerin yaygınlaşmasıdır.
Değerli Delegeler,
Bugün dünyada gelir dağılımındaki adaletsizlik derinleşmekte, emeğin milli gelirden aldığı pay gerilemektedir.
Savaşlar ve ekonomik krizler nedeniyle tüm dünya, yüksek enflasyonla karşı karşıyadır.
Benim ülkemde de emekçiler, yüksek vergiler ve enflasyondan kaynaklanan geçim zorluğunu ağır şekilde yaşamaktadır.
Alım gücünü düşüren enflasyon, temel sorunların başında gelmektedir. İşçiler, memurlar, emekliler ve asgari ücretle çalışan milyonlarca işçinin enflasyon karşısındaki kayıpları telafi edilmelidir.
Kayıt dışı çalışma hâlâ milyonlarca işçiyi sosyal güvenlikten ve sendikal haklardan mahrum etmektedir.
Staj ve çıraklık mağdurlarının yaşadığı sorunlar hâlâ çözüm beklemektedir.
Taşeron çalışma sistemi çalışanların iş güvencesini ve sendikalaşma hakkını zayıflatmaya devam etmektedir.
Uzun çalışma saatleri, iş kazaları ve meslek hastalıkları çalışma hayatının ağır sorunları arasında yer almaktadır.
Bazı işyerlerinde çalışanların sendikal örgütlenme nedeniyle baskıyla karşılaşması ve işten çıkarılma kaygısı yaşaması önemli sorunlardan biri olmayı sürdürmektedir.
Örgütlenme başta olmak üzere; sendikal hakların korunması ve engellerin kaldırılması demokratik çalışma hayatının temel şartıdır.
Yetki tespitine ve işkoluna yapılan itirazlar ve uzun süren yargı süreçleri sendikal örgütlenme ve toplu pazarlık hakkının etkin kullanımını olumsuz etkilemektedir.
Örgütlenme ve grev hakkı da dahil olmak üzere kamu çalışanlarının sendikal hakları ve 4688 Sayılı Kanun ILO Sözleşmeleri ile uyumlu hale getirilmeli, toplu sözleşmelerini adil bir şekilde yapabilmelerinin önündeki engeller kaldırılmalıdır.
Biz biliyoruz ki; emeğin korunmadığı, gelir adaletinin sağlanmadığı ve sosyal devletin güçlendirilmediği bir yerde ne toplumsal barıştan ne de sürdürülebilir kalkınmadan söz edilebilir.
Bugün uluslararası hukuk ve dayanışma her zamankinden daha önemlidir. İnsanlığın ortak geleceği için barışı, adaleti ve dayanışmayı büyütmek zorundayız.
Bugün savaşlara, krizlere ve adaletsizliklere karşı sesimizi yükseltme günüdür.
İran’da ölen 168 kız çocuğunun yarım kalan yaşamları, insanlığın ortak vicdanında silinmeyecek bir yara olarak kalacaktır.
Yaşananlara rağmen Filistin’in Uluslararası Çalışma Konferansında temsilinin oylamaya tabi kalması kabul edilemez.
Ukrayna, Filistin, Lübnan, İran ve tüm Orta Doğu’da kadınların, çocukların ve sivillerin bombalarla hayattan koparıldığı; annelerin evlatlarını toprağa verdiği insanlık dramı karşısında harekete geçmek zorundayız.
Bugün harekete geçmeyeceksek, ne zaman geçeceğiz?
Bu düşüncelerle hepinizi saygıyla selamlıyorum.










